Hiç Aklınıza Gelmeyecek Diyabet Tetikleyicileri

*Bu yazı, Dr Axe, Food is Medicine adlı siteden alınıp tercüme edilmiştir. Bu yazının içeriğiyle ilgili Habit Gıda AŞ’nin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. bu yazı sadece bilgilendirme amaçlı olup, İngilizceden Türkeye çevrilmiş olup, hiçbir şekilde sağlık tavsiyesi içermemektedir. Bu yazı dolayısıyla okuyucularda oluşabilecek sağlık sorunlarından Habit Gıda AŞ hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Okuyucular bu yazının içeriğiyle ilgili kendi sağlık durumlarına göre doktorlarına danışmadan herhangi bir eylemde bulunmamalıdır.  Sağlığınızla ilgili her türlü konuda doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Hiç Aklınıza Gelmeyecek Diyabet Tetikleyicileri*

kimyasal

Batı tarzı bir hayat biçiminin tipik özelliği olan dengesiz beslenme ve hareketsizliğin tip 2 diyabete yol açtığını hepimiz biliyoruz. Ancak, işin arka planında kalan ve pek tartışılmayan kısmı ise bu hastalığa yol açan ve pek bilinmeyen diğer sebepler. Bu faktörler, daha çok şeker hastalarının kontrolü dışında gerçekleşiyor.

Daha önce, tip 2 diyabet hastalığında çevresel faktörlerin etkili olabileceğini hiç düşündünüz mü? Evet, hayatımız boyunca binlerce kimyasala maruz kalıyoruz. İçinde BPA (Bisfenol A) bulunan konserve yiyeceklerden egzoz gazlarına ve bazı plastiklerde bulunan ftalatlara kadar bu çevresel kimyasallar metabolik fonksiyonları ciddi ölçüde etkiliyor. İlk başta kulağa garip gelse de çevremizdeki kimyasalların metabolizmamızı da dengeleyen hormonlarla birlikte hormon dengesi ve fonksiyonuna olan etkilerini düşündüğümüzde bu durum daha da anlamlı bir hal alıyor.

“The Lancet” dergide 2016 yılında yayımlanan bir maliyet analizine göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde evlerde kullanılan kimyasalların yıllık maliyeti 340 milyar dolar. Bu da ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının neredeyse yüzde 2.33’lük kısmına denk geliyor. Bu endokrin bozucu kimyasalların ekonomik yükü, kimyasal ürünlere yıllık 217 milyar dolar ayıran Avrupa’ya kıyasla ABD’de çok daha fazla. Araştırmacılara göre, Avrupa ve ABD arasındaki bu fark kimyasallara yönelik düzenlemelerden kaynaklanıyor. (1)

Bu artan maliyet ve korkutucu seviyedeki diyabet oranları bir şeylerin yolunda olmadığını gösteriyor. Muhtemelen kimyasal düzenlemelerle ilgili ters giden bir şeyler var ve bu da sağlımızı etkiliyor. Yiyeceklerden kullandığımız ürünlere kadar kullandığımız kimyasallarla ilgili ciddi yasal düzenlemeler yapılana dek yapmamız gereken bu kimyasalların farkında olmak ve onlardan olabildiğince uzak durmaya çalışmak.

Tip 2 Diyabeti Tetikleyen Şeyler: Yemek ve Egzersizle İlgili Değil

Tip 2 diyabet hastalığının kötü beslenme ve hareketsiz bir hayat tarzıyla doğrudan bağlantılı olduğu doğru. Ancak, son yapılan araştırmalar bunun da ötesinde farklı etmenlerin diyabeti tetikleyebileceğini gösteriyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’na göre, 2015 yılı itibariyle diyabet küresel çapta 415 milyon insanın hayatını etkiliyor. Bu rakamın hızla yükselerek 2040 yılında 642 milyon insana ulaşacağı öngörülüyor. (2) Peki, dünya çapında beslenme ve spora olan ilginin ve farkındalığın artmasına rağmen, bu artışın sebebi ne?

Harika bir beslenme programıyla veya daha fazla spor yaparak Tip 2 diyabetten yüzde yüz korunmak maalesef mümkün değil. Bilim insanları obezite ve diyabetteki bu artışta çevresel kimyasalların etkisine işaret ediyorlar. Birçok çalışma Tip 2 diyabet hastalığıyla bu çevresel kimyasallara maruz kalma arasındaki bağı doğruluyor. Ayrıca bu kimyasallar beslenme davranışını düzenleyen nöral devrelerin gelişimini de etkiliyor. Böylelikle ‘gelişimsel obesogen’ olarak bilinen hipotez de doğrulanmış oluyor. (3)

Obezite, fiziksel aktivite yetersizliği, yaşlanma ve ailede diyabet öyküsü gibi diyabet için sıralanan geleneksel risk faktörleri hastalığın bu denli artmasını açıklamada yetersiz kalıyor. Belli çevresel kimyasallar ve ağır metaller hava, su ve toprağı kirletiyor. Böyelikle, bunlara doğum öncesinde maruz kalan kadınlar, çocuklar ve yetişkinlerde hastalığın görülme olasılığı artıyor. (4)

Diyabeti Tetikleyen 9 Faktör

  1. Arsenik

Araştırmalara göre, kronik olarak arsenik maddesine maruz kalındığında arsenik, insülin salınımına karışıyor ve tip 2 diyabete yakalanma riskini artırıyor. “American Journal of Physiology” dergisinde 2017 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre, içme suyunu kirleten arsenik dünya çapında ortalama 100 milyon kişiyi etkileyerek insülün direnci ve diyabet riskini artırıyor. Çalışmada sekiz hafta boyunca içme suyunda subtoksik seviyelerde inorganik arseniğe maruz kalan farelerde kontrol grubuna kıyasla bozuk glikoz toleransı gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca, arseniğe maruz kalmanın günlük besin alımı ve enerji metabolizmasında da değişikliklere yol açtığı saptanmıştır. Sonuç olarak, pankreasta bulunan beta hücrelerinden insülin salınımını değiştirerek glikoz toleransında bozukluklara yol açan arsenik, metabolik fonksiyonu da olumsuz yönde etkiliyor. (5)

Arsenik suda, petrolde, havada ve besinlerde bulunuyor. Üzülerek belirtmeliyim ki arseniğe maruz kalmamak neredeyse imkânsız. Çünkü çevremizde doğal olarak bulunan bir madde. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin yiyeceklerde arseniği tamamen yasaklayan bir düzenlemesi olmadığından pirinçten, tavuğa, elma suyundan protein tozuna kadar birçok besinde arsenik bulunuyor. Soframızın dışında, arsenik hayvancılıkta yem katkı maddesi olarak veya böcek ilaçlarında, ahşap maddeleri korumada, tarım ilacı olarak veya bazı tıbbi ilaçlarda karşımıza çıkıyor. Yetkililer çevremizde ve besinlerde bulunan arseniğe dair bir düzenleme yapana kadar, kendiniz de organik, az işlemden geçmiş yiyecekler tüketerek ve tahıl tüketiminizi azaltarak bu ağır metalden uzak durabilirsiniz. (6)

  1. BPA (Bisfenol A)

Sentetik bir bileşen olan BPA veya Bisfenol A, bazı plastiklerin üretiminde, konserve gıdalarda, tıbbi malzemelerde ve içecek pipetlerinde kullanılıyor. Araştırmalara göre, BPA birçok sağlık sorununa yol açıyor. Potansiyel bir endokrin bozucu olan BPA aynı zamanda diyabetin oluşmasını da kolaylaştırıyor. “International Journal of Environmental Research and Public Health” adlı dergide yayımlanan derleme bir makaleye göre, BPA’ya maruz kalmak tip 2 diyabete yakalanma riskini önemli ölçüde artırıyor. Bu sentetik bileşen doğrudan pankreas hücrelerini etkileyerek glukagon ve insülin salınımını bozuyor ve bu şekilde insülin direncinin oluşmasına sebep oluyor.

Elde edilen verilere göre, en yüksek BPA seviyesi polikarbon biberon kullanılan ve hazır mama ile beslenen bebeklerde görülüyor. Bu da bebeğin vücut ağırlığının her bir kilogramı için tahminen 11 mikrogram BPA alımı anlamına geliyor. Yetişkinlerde ise bu oran kilo başına ortalama 1.5 mikrogram olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda en büyük iş bizlere düşüyor. Etiketinde BPA bulunmaz yazan birçok üründe BPS (bifenol S) ve metabolik bozukluklara yol açan kimyasallar bulunuyor. BPA’nın toksik etkilerinden uzak durmak için ise, mümkün olduğunca cam veya paslanmaz çelik saklama kaplarını tercih etmemiz gerekiyor. (7)

  1. PCB’ler (Poliklorlu Bfeniller)

Poliklorlu Bifeniller, endüsriyel ve ticari birçok alanda kullanılan yapay kimyasallar olarak bilinyor. ABD’de ticari ürünlerde artık kullanılmasa da bu kimyasallara halen rastlamak mümkün. Bu kimyasallar Amerkika’da 1979 yılında resmi olarak yasaklandı. Araştırmalara göre, bu kimyasallar maruz kaldıktan sonra yağ dokularımızda biriktiğinden uzun yıllar boyunca vücudumuzda kalıyor. Yasaklanmadan önce, yağ bazlı boya, plastikler, zemin kaplamaları, dolgu malzemeleri, ısı yalıtım malzemeleri ile elektronik aletlerin yapımında bu kimyasallar kullanılıyordu. PCB’ler aynı zamanda yanık atıklarından, kötü kaliteli arazi doldurma malzemelerinden ve elektrik transformatörlerindeki sızıntılardan da çevreye yayılabiliyor. Küçük canlılar ile tükettiğimiz bazı balıklarda da bu kimyasallara rastlamak mümkün. (8)

Çevreci Gazeteciler Derneği üyesi Bob Weinhold, PCB’lere maruz kalan farelerin önemli birçok vücut fonksiyonunda bozulmalar olduğunu aktarıyor. PCB’ye 2 hafta boyunca maruz kalmanın ayrıca glikoz bozukluğu ve insülin intoleransına yol açtığını destekleyen çalışmalar da mevcut.

Bahsedilen çalışmada ise düşük yağlı beslenen farelerin fazla yağla beslenenlere oranla daha çok yan etkiden etkilendiği görülüyor. Bunun nedeni ise kilo verdikçe, vücudunuzda depolanan PCB’ler yeniden metabolik sisteme yayılması. (9)

Ancak, bu çalışmalar fareler üzerinde yürütüldüğünden, elde edilen bulguların doğrudan insanlara aktarımı mümkün değil. Bu yüzden PCB’nin insanlardaki etkilerini ve ne ölçüde zehirli olduğunu da bu çalışmalardan tam olarak anlamak imkânsız. PCB’nin zararlı etkilerinden kurtulmak için yasaklandığı tarihten önce inşa edilen binalardaki floresan lambaları, dolgu malzemelerini, boyaları ve diğer malzemeleri yok ederek işe başlayabilirsiniz. (10)

  1. PAH’ler (Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar)

Polisiklik aramotik hidrokarbonlar (PAH) benzin, ham petrol ve kömürde doğal olarak bulunan kimyasallardır. Kömür, gaz, petrol, tütün ve çöplerin yanmasıyla ortaya çıkan bu kimyasallar, araçların egzoz gazlarıyla, sigara tüketimiyle, kömür katranının dumanıyla, asfalt yollar, yanmış etler ve orman yangınlarıyla havayı kirletiyor. Çevresel Kimyasallara Temasa İlişkin Ulusal Rapor’una göre, 2500’ün üzerinde katılımcı içinde PAH ölçümlerinden çoğu kimsede pozitif sonuçlara rastlanıyor. Bu da ABD’de kimyasallara olan temasın ne denli yaygın olduğunu gösteriyor. (11)

 “Occupational and Environmental Medicine” isimli dergide 2014 yılında yayımlanan bir çalışmada idrar tahlillerinde yüksek oranda PAH bulunan ve yaşları 20 ila 65 arasında değişen katılımcılar izleniyor. Bu kimselerde 2001-2006 yılları arasında tip-2 diyabet ortaya çıktığı görülüyor. Elbette, bu sonuçlar cinsiyet, ırk, sigar içip içmeme ve vücut kitle indeksi gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Ayrıca, önceki çalışmalar da PAH’ye maruz kalmanın tip 2 diyabetin oluşumunda büyük rol oynayan oksidatif stres ve inflamasyonla da doğrudan bağlantısını ortaya koyuyor. (12)

Amerikan halkı arasında en çok sigara içme ve besinler yoluyla PAH’lerin alındığı biliniyor. Et ve diğer yiyeceklerin barbekü veya közleme gibi yöntemlerle yüksek ateşte pişirilmesi besinlerdeki PHA miktarını yükseltiyor. Barbekü yaparken bu hataya düşmemek için ızgaraya koymadan önce etinizi biraz pişirebilir böylece yağın yanmasını ve duman oluşumunu azaltabilirsiniz.

  1. Ftalatlar

Ftalatlar plastikle yapılan ürünlerin esnekliğini artırmak ve daha sağlam hale getirmek için kullanılan kimyasal bileşenlerdir. Avustralya’da 1504 kişi üzerinde yapılan bir çalışma, tip-2 diyabet ve diğer kronik hastalıklarla bu kimyasallara maruz kalma arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Araştırmacılar katılımcılardan aldıkları idrar örneklerinde % 99.6 oranında ftalat olduğunu ve bunun da tip-2 diyabet, kalp rahatsızlıkları ile hipertansiyon gibi hastalıklarla ilişkisini gösteriyor. Çalışma 39-84 yaş aralığındaki erkeklerde kalp rahatsızlığı ve itp-2 diyabetin doğrudan ftalat maddelerine maruz kalmakla ilintili olduğunu belirtiyor. (13)

Ftalatlar birçok endüstriyel ve diğer ürünlerde yüksek oranda bulunuyor. Bu kimyasallar kozmetik ürünlerden, ev temizlik ürünlerine, paketlerden tıbbi bakım ürünlerine kadar birçok şeyde bulunuyor. Ftalatlardan uzak durmanın en kolay yolu, kendi güzellik ve bakım ürünlerinizini yapmaktan geçiyor. Bunun için doğal temizleme ürünlerini kullanmalı, plastiklerde satılan ürünleri tüketmemeli ve besinlerinizi plastiklerde saklamamalısınız. (14)

  1. Civa

Araştırmalara göre, civa pankreastaki beta hücrelerinin fonksiyonunu değiştirerek hiperglisemi (kanda şeker yüksekliği) oluşumunu tetikliyor. “Environmental Research” adlı dergide yayımlanan çalışma civaya maruz kalmanın tip 2 diyabet ve metabolik sendrom riskini artırdığını gösteren 34 çalışmanın bulunduğuna işaret ediyor. Elbette, çalışmaların hepsinde tip-2 diyabet gelişimi ile civa arasında doğrudan bir ilişki bulunmuyor. Ancak, toplam civa yoğunluğu ile diyabet görülme sıklığı arasındaki ilişkiye dikkat çekiliyor. (15)

3875 Amerikalı yetişkinin katıldığı bir diğer çalışmada ise ayak tırnağındaki civa düzeyi diyabetle ilişkilendiriliyor. İlk kez 1987’de ölçümleri yapılan katılımcılar 2005 yılına dek 6 kez daha kontrol ediliyor. Bu 18 yıllık süre boyunca toplam 288 diyabet vakasıyla ayak tırnağındaki civa seviyeleri arasındaki bağ ortaya koyuluyor. Çalışmada cinsiyet, etnisite, sigara ve alkol tüketimi, fiziksel aktivite ve ailenin diyabet öyküsü gibi diğer risk faktörleri de göz önünde bulunduruluyor. (16)

Yerkabuğunda bulunan ağır bir metal olan civa altın madenciliği ve kömür kullanımı gibi beşeri aktivitelerle çevreye yayılıyor. Civa ayrıca, diş hekimlerinin kullandığı amalgam dolgularda, elektrik anahtarlarında, cam termometrelerde ve floresan lambalarda bulunuyor. Organik civa ise daha çok kılıçbalığı, köpek balığı, kral uskumrusu, irigöztuna gibi büyük balıklarda bulunuyor. Civa temasını ve zehirlenmesini önlemek için yüksek civa bulunan balıklardan uzak durarak ağır metal detoksu yapabilirsiniz.  Toksik düzeyde civa içerdiği bilinen ve ABD dışında üretilen bitkisel ilaçlardan da uzak durmanızda fayda var.

  1. Kadmiyum

Civa gibi çevremizde doğal olarak bulunan kadmiyum maden eritme ve madencilik gibi faaliyetlerle etrafa yayılıyor. Kadmiyum ayrıca metal kaplama ve plastik sabitleme gibi birçok endüstriyel işlemde de kullanılıyor. Kadmiyum içeren su veya toprak da besinlerimize geçebiliyor. Bazı bitkiler kadmiyum içerebileceği gibi, sebzeler, pirinç ve diğer taneli tahıllarda, patates ve tütünde de bulunuyor. Maden işlemeciliğiyle kirlenen sudan da dolaylı olarak kadmiyum besin zincirine dahil oluyor.

2017’de yapılan bir analizde kadmiyum diyabet ilişkisini ortaya koymak amacıyla toplam 28,691 katılımcıyla birlikte yapılan dokuz çalışma kıyaslanıyor. Araştırmacılar idrar örneklerinde 1 mikrogram içinde kadmiyum başına diyabet riskinin yüzde 16 oranında arttığına dikkat çekiyor. Ve sonuç olarak diyabetin yaygın olarak görülmesiyle kadmiyum maruziyeti arasındaki ilişki ortaya koyuluyor. Ancak, bu bulguların teyit edilmesi için çalışmaların sürdürülmesi gerektiği de vurgulanıyor. (17)

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi ile Çevre Koruma Ajansı gibi kurumlar kadmiyumla ilgili düzenlemeler yapıyor. Yalnızca beslenme yoluyla kadmiyum alımının ciddi sağlık problemlerine yol açmadığı, ancak sigara kullananların ve mesleklerinden ötürü yüksek miktarda kadmiyuma maruz kalan kimselerin daha büyük risk altında olduğu belirtiliyor. Alaşım yapımında çalışanlar, araba tamircileri, akü yapımcıları, madenciler, rafineri çalışanları ve böcek ilacı üretiminde çalışanları bunlar arasında saymak mümkün. Daha detaylı bilgi için Toksik Madde ve Hastalık Kayıt Ajansı’nın yayınladığı listeye bakabilirsiniz. (18)

  1. Böcek İlaçları

Böcek ilaçları, ürünlerin verimliliğini azaltan böcekleri yok etmek amacıyla tarımda yaygın olarak kullanılan kimyasallar arasında. Bu ilaçların dünya çapında kullanımı hem hava kirliliğine yol açıyor hem de besin zincirinin bir parçası olarak insanlara geçiyor. Bu kimyasalların kullanım alanları geniş olduğundan ve yeterli denetim ve kısıtlama yapılmadığından özellikle gelişmekte olan ülkelerde böcek ilaçlarına bağlı kirlenmeler önem kazanıyor. (19)

“Environment International”da yayımlanan bir çalışma, diyabette böcek ilaçlarının rolünü araştırıyor. Araştırmacılar 22 çalışmayı inceliyor ve sonuç olarak diyabet görülme sıklığı ile böcek ilaçlarına maruz kalma arasında pozitif bir bağ buluyor. (20)

Araştırmalara göre, bu ilaçlara maruz kalma durumunuza göre akut ya da kronik yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Böcek ilaçlarının etkisini en aza indirmek için ‘kirli düzine’ (dirty dozen) olarak da bilinen organik gıdalardan alırken dikkatli olmanız gerekiyor. Çilek, elma, şeftali ve ıspanak gibi ürünler bile listeye dahil. Daha verimli ve çevre dostu olan organik tarımla iç içe olmaya çalışın.

  1. Nikel

Daha çok diğer metallerle birlikte kullanılan nikel, bozuk para, mücevher, vana ve soğutucuların yapımında karşımıza çıkıyor. Ayrıca, renkli seramik ve bazı akülerin yapımında da kullanılıyor. Nikel elektrik santrallerindeki bacalardan veya büyük frıınlardan ve çöp fırınlarından çevreye yayılıyor. Sanayi atık suyundan da çökelti halinde toprağa karışabiliyor.

“International Journal of Epidemiology” adlı dergide yayımlanan araştrmada Çin’de yetişkin bireylerde tip 2 diyabet görülme sıklığı ile nikele maruz kalma arasındaki bağ araştırılıyor. Toplam 2115 katılımcıdan alınan idrar örneklerinde ortalama değerde nikele maruz kalan kimselerde her bir litre başına bulunan nikel oranı 3.6 miligram olarak belirlenirken, diyabet görülme sıklığı da yüzde 35 olarak belirtiliyor. Yüksek miktarda nikel bulunan kimselerin açlık kan şekerlerinin yüksek olduğu ve insülin direnci bulunduğu sonucuna varılıyor. (21)

Toz veya duman halinde nikel soluyan kaynakçı gibi çalışanlar ise büyük risk altında bulunuyor. Nikel bulunan metal ve solüsyonlarla çalışan kimseler de buna dahil. Toksik Madde ve Hastalık Kayıt Ajansı’na göre, içme suyunda veya besinlerimizde bulunan nikel sağlımız açısından tehdit oluşturmuyor. (22)

Her yıl 180.000 metrik ton miktarında fosil yakıtın ısınma ve endüstriyel amaçlarla kullanılması hava, toprak ve sudaki nikel kirlenmesinin temel nedenlerinden biri. (23) Bunun önüne geçmek için, yerel, bölgesel ve küresel çapta temiz enerjinin teşvik edilmesi gerekiyor. Güneş ya da rüzgar enerjisinden evinizde yararlanmıyorsanız, yüzde 100 temiz enerji üreten bir güç kaynağı bulabilirsiniz. Fosil yakıtların zararlı etkilerinden uzak, daha temiz bir hava ve daha temiz bir çevre hepimiz için en iyisi.

Özetle

  • Birçok çalışma, obezite, hareketsizlik, yaşlılık ve aile öyküsü gibi bilinen risk faktörlerinin diyabetin görülme sıklığının artmasını açıklamada yetersiz kaldığına işaret ediyor.
  • Çevresel kimyasalların diyabetteki rolünü destekleyen birçok bilimsel çalışma bulunuyor. Hiç aklınıza gelmeyecek bu diyabet tetikleyicileri, pankreasta toksik etkiler bırakırken, açlık kan şekerini bozuyor ve insülin direncine de yol açıyor.
  • Diyabetin görülme sıklıığın artmasında etkili olan bu dokuz tetikleyici ise şunlar:
    • Arsenik
    • BPA
    • PCB’ler
    • PAH’ler
    • Ftalatlar
    • Civa
    • Kadmiyum
    • Böcek İlaçları
    • Nikel

*Bu yazı Dr. Axe- Food is Medicine adlı siteden alınıp Türkçe’ye çevrilmiştir.