Bağırsak bakterileri kanser tedavisinin işe yarayıp yaramamasında söz sahibi olabilir

bagirsak

 

Yeni ve etkili kanser tedavileri, bağışıklık sistemini harekete geçiren bir etken gibi davranarak, sistemi, vücuttaki kanserli hücrelere saldırması için teşvik ediyor. İlaçlar işe yaradığında, bağışıklık sistemi tümörleri ortadan kaldırıyor. Ne var ki ilaçlar her zaman işe yaramıyor; hatta ve hatta kanser ilaçları %60-70 oranında başarısız oluyor. Çünkü kanser ilaçları her hastada bağışıklık sistemini aynı oranda etkileyemiyor. Fakat yeni yapılan araştırmalara göre, kanser tedavisinde teşvik edilmeye ihtiyaç duyan şey bağışıklık sisteminiz değil, bağırsaklarınız olabilir.

Bağırsakta yaşayan bazı bakteriler, immünoterapilerin uygulanmaya başlamasından önce, bağışıklık sistemi hücrelerini kuşatıp kanser hücreleriyle savaşmaları için eğitiyor gibi görünüyor (1). Böyle bir mikrobiyal astar olmadan, ilaçlar yalnızca nafile bir teşvik sunuyor. Science dergisinde yayınlanan iki araştırmada, kanser tedavisine yanıt vermeyen hastaların, bağırsaklarında belirli bakterilerinin eksik olduğu görülmüş; bilhassa antibiyotik alımından sonra. Diğer yandan tedaviye yanıt veren kanser hastalarında, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini öldüren T hücrelerini harekete geçiren kimyasallar salgılaması için teşvik eden bakteriler olduğu gözlemlenmiş.

Araştırmacılar, insan kanser hastalarından alınan bağırsak mikroplarını, bakterisiz ve kanserli farelere transfer ettiklerinde; bu kemirgenler, hastalarla aynı akıbetle karşılaşmış. Yani kanser tedavisine yanıt vermeyen hastalardan alınan mikropların enjekte edildiği fareler immünoterapilere yanıt vermezken; tedaviye yanıt veren hastalardan alınan bağırsak mikroplarının enjekte edildiği fareler tedaviye yanıt vermiş. Ayrıca araştırmacılar tedaviye yanıt veren bağırsak mikroplarını, tedaviye yanıt vermeyen farelere enjekte ettiğinde, fareler kanserle yeniden savaşmaya başlamış.

Hastalarla yapılan çalışmalar ve sonrasında fareler üzerinde yapılan araştırmalar, bağırsak mikrobiyomlarının hem sistemik hem de anti-tümör bağışıklığını modüle ettiğini anlamamızı sağladı.” diyor, University of Texas MD Anderson Cancer Center’da cerrahi onkolog ve genetikçi ve aynı zamanda araştırmalardan birinin uzmanlarından Jennifer Wargo. Dr Wargo, ilerleyen zamanlarda kanser hastalarındaki fekal nakillerin, immünoterapinin başarı oranını artırıp artırmadığını görmek için klinik denemeler yapmayı planlıyor.

Dr. Wargo ayrıca mikrobiyomlarımızı değiştirebileceğimizi, bunun o kadar zorlu bir süreç olmadığını ve bize yepyeni fırsatlar sunduğunu da ekliyor.

Kanser ve mikrobiyom araştırmaları hakkında detaylı bilgiler

bagirsak bakterileri ve kanser tedavisi - gut bacteria
Görsel kaynak: Arstechnica

Dr. Wargo’nun araştırmasında ve –Fransa Villejuif Gustave Roussy Cancer Campus immünoloji uzmanı Laurence Zitvogel tarafından yürütülen çalışmalarda, araştırmacılar PD-1 inhibitörleri olarak adlandırılan, “kontrol noktası inhibitörü kanser tedavisi”ne odaklanmış. Normalde, PD-1, T hücrelerinin yüzeyinde yer alan –kansersiz senaryolarda- ve çok heyecanlı immün responslarına ve otoimmün hastalıklara karşı koruyan bir kontrol noktası olarak işlev gören bir proteindir. PD-1 proteini bunu sağlamak için, sağlıklı hücrelerdeki PD-L1 proteinlerinin üzerine kilitlenir ve dolayısıyla T-hücrelerine, sağlıklı hücrelere saldırmamaları için sinyaller verir.

Ne var ki kurnaz kanser hücreleri PD-L1 kuşanarak, T hücrelerinin saldırılarından kurtulmayı başarabilir. Bu noktada PD-1 inhibitörleri devreye girer. Eğer ilaçlar PD-1’lerin önüne geçerek kanser hücrelerine PD-L1’lerin yapışmasına engel olabilirse, T hücrelerinin öfkesini tümörlerin üzerine yönlendirebilir. Ancak, yukarıda bahsedildiği gibi PD-1 inhibitör terapileri çoğu zaman işe yaramıyor.

Bu araştırmaların sonuçları çıkmadan önce; Zitvogel ve arkadaşları, fareler üzerinde yapılan araştırmalarda bağırsak mikroplarının kansere karşı bağışıklık sisteminin tepkilerini düzenlemekte rol oynadığını fark ettiler. Hipotezlerine göre, eğer bu doğruysa, bakteri öldüren antibiyotikler PD-1 inhibitörlerinin etkisini bastırabilirdi. Hipotezlerinin doğru olup olmadığını görmek için akciğer, böbrek, mesane kanseri olan ve bazıları PD-1 inhibitör tedavileri esnasında antibiyotik alan 249 hastanın sonuçlarını incelediler. Araştırmacılar bunun sonucunda antibiyotik kullanımı ve immünoterapinin başarısız olması arasında bir bağ olduğu sonucuna ulaştılar. Çünkü antibiyotik alan 69 hastanın, aynı kanserler ve benzer sağlık faktörlerine sahip olan diğer hastalara kıyasla sağkalım sürelerinin daha kısa olduğunu gözlemlediler.

Bir sonraki aşamada araştırmacılar, tedaviye yanıt veren ve vermeyen 100 farklı hastanın dışkısındaki mikrop topluluklarını incelemiş ve belirli bakteri çeşitlerinin oranlarında büyük farklılıklar keşfetmişler. PD-1 inhibitörlerine yanıt veren hastalarda, anti-emflamatuvar etkileri olduğuna inanılan bir bağırsak bakterisi olan Akkermansia muciniphila bakterisinin daha çok bulunduğunu görmüşler. Fare deneylerinde, A. muciniphilia bakterilerinin, immün hücrelerini IL-2 denilen ve T hücrelerini düzenleyerek harekete geçmeleri için uyaran kimyasal bir salgı salgılamaları için kışkırttığı görülmüş. Benzer şekilde, A. muciniphilia tedavileri, kanserli farelerde tedaviye yanıt vermeyen bağırsak mikroplarını tedaviye yanıt veren mikroplara çevirmeyi başarmış.

Wargo’nun araştırmalarında da benzer bulgulara ulaşılmış. PD-1 inhibitör tedavisi gören 112 cilt kanseri hastasıyla yapılan araştırmada da, hastanın bağırsak mikrobiyomlarının immünoterapinin başarı ya da başarısızlığıyla bağlantılı olduğu sonucuna varılmış. Bu araştırmada özel olarak A muciniphilia bakterisine odaklanılmamış olsa da, tedaviye yanıt veren kişilerin vücutlarında daha çeşitli bakteri kommünitelerinin olduğu ve belirli bakteri tiplerinin oranlarının daha yüksek olduğu çıkarımı yapılmış. Ayrıca hastanın bağırsak mikroplarını, bakterisiz kanserli farelere enjekte ettiklerinde, farelerin akıbeti, önceki araştırmada olduğu gibi, insan donörlerinin akıbeti ile aynı olmuş. Araştırmacılar ayrıca faydalı bakterilerin T hücrelerini harekete geçirici etkisi olduğunun kanıtlarını da bulmuşlar.

Her iki araştırma birlikte ele alındığında bulgular; bağırsak mikroplarının, kanser tedavisi için kullanılan immünoterapilerin sonuçları üzerinde büyük rol oynadığının altını çiziyor. Ne var ki konuyla ilgili hala çok fazla soru işaret bulunuyor; örneğin belirli bir bakteri çeşidi nasıl bağışıklık sistemini kanserle savaşması için harekete geçirebilir ya da kanser hastalarının mikrobiyomlarıyla oynamanın yan etkileri ya da olası zararları olabilir mi gibi.

Yine de Wargo ve arkadaşları konuyu şöyle özetliyor:

“Bu bulgular, kontrol noktası blokaj immünoterapisi alan hastalarda bağırsak mikrobiyomlarını düzenlemenin terapötik potansiyelinin altını çizerken, klinik deneylerle hastaların hızlı bir değerlendirmeye alınmasını da garantiliyor. (2, 3)”

Bu makale ArsTechnica sitesinde yer alan “Gut bacteria may make or break your chances of cancer treatment working” isimli makaleden çevrilmiştir.

Habit E-Bülten'e Üye Olun!

Haftalık faydalı bilgiler email adresine gelsin...

İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir