Ketojenik diyetler ve ketozisle ilgili tartışmalar: Yan etkiler gerçekten de “yan etki” mi?

ketojenik diyet ile ilgili bilimsel araştırmalar

Ketojenik diyetler ve ketozisle ilgili tartışmalar: Yan etkiler gerçekten de “yan etki” mi?

 

Ketojenik diyetlerin ismini daha sık duymaya başladığımızdan beri, düşük karbonhidrat diyetleri ve ketojenik diyetleri uygulamakla ilgili negatif görüşler de ortaya çıkıyor. Ketojenik diyetin yan etkileri sıralanırken, kanıtlar yalnızca farklı kişilerden gelen yorumlarla şekillendiriliyor. Herhangi bir kişinin olumsuz yorumu, karşılaşılabilecek bir yan etki olarak gösterilirken, bu diyetleri uygulamak isteyen kişiler uyarılıyor da. Geçmiş yıllarda epilepsi hastası çocuklar için yapılan ketojenik likit denemeleri baz alınırken, aslında bu deneylerde günümüzde önerilen ketojenik beslenme planlarının kullanılmamış olması gözden kaçırılıyor.

Günümüzde konuyu yanlış anlamış kişiler tarafından yapılan yorumlar ve oluşturulan yaygın yanlış görüşler nedeniyle, yağ asitlerine öcü gözüyle bakılıyor. Dolayısıyla ketojenik diyetler hakkında pek çok kafa karışıklığı mevcut.

Öncelikle şunu bilmek çok önemli: insan vücudu üç makro besin olan karbonhidrat, protein ya da yağdan herhangi biriyle yeteri ölçüde beslendiğinde çalışabilmek üzere tasarlanmıştır. Krebs (trikarboksilik asit) denilen enzimatik reaksiyonların sonucunda, kaslarımızın kasılması, kalbimizin atması ve diyaframımızın ciğerlerimize kadar genişlemesini sağlayan ATP’nin (adenozin trifosfat) üretimi gerçekleşir. Daha da etkileyici olan, vücudumuzun yediklerimizden yola çıkarak hangi mevsimde olduğumuzu dahi algılayabilir olmasıdır. Bu buzdolabının icat edildiği 1913 yılına kadar böyleyken, şu anda vücudumuz düzenli olarak yaz mevsiminde olduğumuzu düşünüyor.

Vücudumuz, hangi mevsimde olduğumuz bilgisini hormon salınımdan yola çıkarak belirliyor. Bu mekanizmada ana hormon olan insülin, vücudumuzun mevsimleri algılamasını sağlayan temel kaynak. İnsülin üretimi karbonhidrat (nişasta, şeker, bazı lifler) alımımızla orantılı olarak artıp azalabiliyor ve dolayısıyla vücudumuza ne zamanın bolluk, ne zamanın kıtlık zamanı olduğunu algılayabiliyor. Çünkü bundan 100 yıl önce buzdolabı yokken, vücut besin depolaması gereken kıtlık zamanı olan kışı algılaması gerekiyordu ve insülin bunun temel kaynağıydı.

Yaz mevsiminde patates, havuç, mısır ve diğer meyveler bulunabiliyor. Nişastalı karbonhidratlar olan bu besinlerin emilimi için vücudun insülin salgılaması gerekiyor. İnsülin yağ depolanmasını teşvik ediyor. Tıpkı ayılarda olduğu gibi, insanların vücudu da kış için depolamaya meyilli.(1)

Kış aylarında karbonhidratlar daha az yaygın olduğunda, insülin üretimi taban seviyelerine düşüyor. Bu açlık zamanlarında ya da emzirme döneminde de meydana gelen doğal bir olay (2, 3).

Geçmişe dönüp baktığımızda, atalarımız muhtemelen yılın bu zamanlarında fümeleyerek ya da tuzlayarak depoladıkları etleri ve peynirleri kullanmaktaydı. Kurutulmuş ve dövülmüş etler, diğer yiyeceklerin yokluğunda yağlar ve proteinler için taşınabilir bir enerji kaynağıydı (4, 5). Atalarımızın kış beslenmeleri, nişasta ve karbonhidrat bakımından oldukça zayıftı. Karbonhidrat alımı azaldığında da, daha az insülin üretilmekteydi.

İnsülin hormonu salgısının artması bolluk zamanının göstergesi olurken, kışa hazırlık için kilo alımını ve kolesterol üretimini destekliyordu. Ketojenik diyetlerin uygulanmasını öneren kişiler de aslında insanın doğasından gelen bu özelliğin farkına varan ve bunu kilo, kolesterol ve metabolik değişimleri etkilemek için kullanmakta.

Kaynak: Dr Anthony Gustin
Kaynak: Dr Anthony Gustin

Ketojenik diyetlerle ilgili yanlış bilinen en yaygın konulardan biri, ketojenik diyetin neden olduğu ketozis ve tehlikeli bir metabolik durum olan ketoasidozisin karıştırılması.

Keton, vücudun yağ ve aminoasit denilen bazı protein hücrelerinin parçalanmasıyla oluşturduğu bir moleküldür. Ketonların 3 çeşidi bulunur; beta hidroksibütirik asit, asetoasetik asit ve aseton. Ketozis kötü bir şey olsaydı, vücudumuz neden bu molekülleri üretsin?

Keton molekülleri kötü değildir, hatta vücudumuzun glikoz yerine ketonları kullandığı durumda daha iyi çalıştığı pek çok farklı araştırma ile de desteklenmektedir. Vücut, enerji için yalnızca belirli miktarda şeker ya da glikoz depolayabilir. Koşucular, maratoncular ya da triatletlerin 45-90 dakikalık aralıksız ve dayanıklılık egzersizinden sonra glikoz depoları tükenir ve düşük kan şekeri ya da hipoglisemik episod denilen durumla karşılaşabilirler. Çünkü vücudumuz glikozu yalnızca 18-24 saat depolayabilmektedir.

Ne var ki, vücut, trigliserit formundaki yağları günlerce depolayabilmektedir. Eğer glikoz kurşunsuz enerji kaynağıysa, ketonları dizel yakıt olarak düşünebilirsiniz; yani depolaması daha kolaydır ve daha uzun süre dayanabilirler.

Ketonları temel enerji kaynağı olarak kullanarak çalışan ortalama bir vücutta, kandaki keton seviyesi 0.4 ile 4 mmol/L olmalıdır. Ketonların kullanımı ve keton seviyesi arttığında çalışan bir geri bildirim mekanizmasının kurduğu denge ile, vücut ph’ı 7.4 civarında tutacaktır.

Ketoasidozis çok farklı bir durumdur. Eğer tip 1 diyabetiniz varsa, vücudunuz insülin üretmez. Keton kullanımını düzenleyen geri bildirim mekanizması çalışmaz, keton seviyesi ve trigliseritlerin parçalanması artar, çünkü vücut glikoza erişemez ve dolayısıyla insülin üretemez. Keton seviyeleri bir anda yükselerek 25mmol/L’nin üzerine çıkabilir. Yüksek kan şekeri ve yüksek keton seviyesi sonucunda kandaki asit seviyesi pH 7.3’ün altına düşer. Metabolik asidozis olarak bilinen bu durum hayati tehlike içerir, çünkü düşük pH seviyesi vücudun enzimatik sürecini kapatır, kişi hasta olur ve tedavi görmezse bu durum ölümle sonuçlanabilir (6).

Eğer tip 1 diyabetiniz yoksa, endişelenecek bir durumuz da yok. Ketojenik diyetlerin karşısında duran kişilerin aksine, karaciğeriniz günde 240g glikoz üretir ve pH oranını kontrol altında tutan insülinin bazal salgısını sağlar. Bu durum aynı zamanda düzenli olarak kilo vermenizi de destekler.

Eğer tip 1 diyabetli iseniz endişelenmeyin. Karbonhidratları kısıtlamak sizin için de oldukça verimli kullanılabilir. Bu noktada metabolizmanızı iyi tanımanız ve dengelemeniz gerekir. Doktorunuzla konuşarak insülin kullanırken karbonhidratları ne kadar azaltmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.

Ketojenik diyetlerle ilgili yaygın olarak konuşulan ve “yan etki” olarak görülen diğer farktörlerle ilgili tüm detayları aşağıda bulabilirsiniz.

Gastrointestinal (GI) bozukluklar

Beslenme planınızda köklü bir değişiklik yaptığınızda ishal, kabızlık ya da gaz problemiyle karşılaşabilirsiniz. Bu durum çoğunlukla yeterince lifli yeşillik tüketmemeniz ya da yapay tatlandırıcı içeren takviyeler kullanmanızdan kaynaklanır.

Ketojenik diyetler üzerine yapılan pek çok araştırma lifleri göz önünde bulundurmaz; diğer yandan bu görüşü desteklemek için kullanılan araştırmalar, çocukların kolaylıkla içebilmesi için yapay tatlandırıcılarla karıştırılan ketojenik yağ takviyelerinin yer aldığı araştırmalardır. Obezite tedavisi ile ilgilenen herhangi bir doktorla konuşursanız, ketojenik diyetleri uygulamanın en iyi yolunun “gerçek” yiyecekler yemek olduğunu söyleyecektir. Diğer yandan, ketojenik diyet uygulayan kişilerde gastroözofageal reflü sendromunun azaldığına da rastlanmıştır (7).

Saç kaybı ya da seyrelmesi

Saç kaybı ya da seyrelmesi, kilo verildiğinde genellikle karşılaşılan bir durumdur (8). Bu durum özellikle kalorilerinizi kısıtladığınız zamanlarda gerçekleşir. Eğer ketojenik diyetleri doğru uyguluyorsanız kalorileri kısıtlamanız gerekmez, hatta kısıtlamamanız da gerekir. Pek çok kişi ketojenik diyet uygularken 1800 kaloriden fazlasını almaktadır (9).

İltihaplanma riski

Ketojenik diyet uygulandığında, iltihaplanmanın işareti olan CRP, sedimentasyon ve ürik asit genellikle düşer. Olması gerektiği gibi hazırlanan bir ketojenik diyet, iltihaplanmayı azaltır. Yaygın ve yanlış olan ketojenik diyetlerin iltihaplanmayı arttırdığı görüşü, temelini çocuklarla yapılan ketojenik diyeti araştırmalarından yola çıkılarak desteklenmekle birlikte; araştırmalar sırasında genellikle iltihaplanma ve oksidatif stresi arttırıp kortizol seviyelerinin yükselmesine ve dolayısıyla trigliseritlerin artmasına da neden olabilen omega 6 yağ asitleri ve bitkisel yağlar kullanıldığından, bu araştırmalardan yola çıkmak doğru değildir (10).

Böbrek taşı / Gut

Hem böbrek taşı hem de gut, ürik asidin bir anda fırlaması nedeniyle oluşabilecek durumlardır. Ne var ki ketojenik diyetler genellikle ürik asitin düşmesini sağlar. Bilimsel kaynaklara göz atıldığında, direk olarak ketojenik diyetlerin bu konudaki etkisine odaklanılan bir araştırma olmasa da, genel sonuçlar bu diyetlerin ürik asit seviyelerini azaltma potansiyeli olduğunu gösteriyor (11). Ketojenik diyetler ayrıca kalsiyum oksalat taşlarının oluşumunun azalmasında da etkili olabilir. Tabi bu yararlar için diyetinize sadık kalmanızda fayda var.

Kramplar ve performans düşüşü

Kilo kaybının meydana gelmesi için, yağların karbondioksit ve su olarak yakılması gerekir. Biz karbondioksiti solunum sırasında dışarı verirken, üretilen su vücuttaki tuzlarla beraber böbreklerden atılır. Dolayısıyla vücut, suyla beraber tuz da kaybetmiş olur. Bu durum güçsüzlük ve kas kramplarına neden olabilir. Peki çözüm nedir? Düşük karbonhidrat diyeti uygularken tuz alımını kısıtlamamanız gerekir. İnsanlar dünya üzerindeki tuzu kısıtlayan tek memeliler olmakla beraber, bunu yapmamızın nedeni düşük yağ diyetlerinde vücudun su tutmasından kaynaklanır. Düşük karbonhidrat diyetlerinde ise durum tam tersidir.

ketojenik diyetle ilgili bilimsel arastirmalar

Tuz alımını desteklemek için akşam yemeğinizi yerken deniz tuzu ya da et ya da tavuk bulyonlu çorba içebilirsiniz. Diğer yandan hardalın da bu konuda etkili olduğu gözlemlenmiştir. Kronik kalp yetmezliğiniz varsa, tuz alımı ve aldığınız diüretik ilaçların düzenlenmesi için doktorunuza danışmanızda fayda var.

Hipoglisemi

Ketojenik diyetle ilgili araştırmalara göz attığınızda, pek çoğunun epilepsi hastası çocuklarla yapıldığını görürsünüz. Bu diyetler belirli bir süre açlık döneminin ardından John’s Hopkin’s protokolüne uygun olacak şekilde ketojenik sıvıların kullanımıyla devam eder. Açlık durumunun çocuklarda, özellikle de epilepsiye neden olan genetik ya da doğuştan gelen bozuklukları olan çocuklarda hipoglisemiye yol açtığı tıpta bilinmektedir. Yetişkinlerde ketojenik diyetlerin uygulanması durumunda hipoglisemiyle karşılaşılması pek yaygın değildir.

Düşük trombosit sayısı (Trombositopeni)

Trombositopeni problemi de, ilaca dirençli nöbetler geçiren, önce aç bırakılan sonrasında da sıvı yağ içecekleri ile beslenen çocuklarda görülmüş bir problem. Bu sıvı içecekler çoğu zaman temel besin kaynaklarından eksik olmakla beraber; folik asit, B12 vitamini ve bakır eksikliği, “gerçek yiyeceklerle” beslenmediğiniz zamanlarda ortaya çıkabilecek sorunlardır. Düşük trombosit sayısı, gerçek yiyeceklerden oluşturulan ketojenik diyetleri uygulayan kişilerde pek de görülmemektedir. Ketojenik araştırmalardaki pek çok çocuk, nöbetleri engellemek için valproik asit kullanmış ya da kullanmaktaydı. Valproik asit kullanımının trombositopeniye yol açtığı ise bilinmektedir (12, 13).

Konsantrasyon eksikliği ve keyifsizlik

Karbonhidrat alımını azaltan kişilerde, 2-4 hafta kadar süreyle karbonhidrat azaltımına bağlı olarak yoksunluk hissi oluşabilir. Bu yoksunluk hissi, bazı hastalardaki morfin yoksunluğu kadar güçlü olabilir. Şeker bir uyuşturucudur ve tıpkı morfin gibi beynin haz almayla ilgili bölümlerini etkiler (14). Ketojenik diyet uygulayan bazı kişiler karbonhidratların azaltılması sürecinde baş ağrısı, titreme, konsantrasyon eksikliği gibi sorunlarla karşılaşabilir. Ne var ki, araştırmalara göre adaptasyon süreci tamamlandıktan sonra bilişsel faaliyetler yükselmektedir (15).

Metabolik asidoz

Yukarıda da açıklandığı üzere, metabolik asidoz durumu tip 1 diyabet hastalarında görülür. Diğer yandan epilepsi hastalarıyla yapılan ketojenik diyet araştırmalarında olduğu gibi, karbonhidrat ve protein alımı sınırlandırılan çocuklarda da görülebilir (16, 17).

Osteoporoz / Osteopeni

Eğer ketojenik beslenme planınız içecek (shake) ya da gıda takviyelerine dayanıyorsa, Osteoporoza yol açan mineral eksikliği riskiyle karşı karşıya olabilirsiniz. Diğer yandan eğer diyetiniz gerçek gıdalar üzerine kuruluysa, durum bunun tam tersidir; gerçek gıdalara dayalı ketojenik diyetler uygulayan kişilerin D vitamini seviyeleri ve kemik yoğunluklarının arttığı gözlemlenmiştir (18).

Kolay morarma

Vücudunuzda kolaylıkla morarıklıklar oluşması, yetersiz protein alımından kaynaklanıyor olmakla beraber, protein seviyelerinin kısıtlandığı ketojenik araştırmalarda karşılaşılmıştır (19).

Enfeksiyonlar, septisemi, zatürree

Enfeksiyon, kan zehirlenmesi ya da pnömoni gibi sorunlarla, yalnızca John’s Hopkins protokolündeki, düşük protein ve karbonhidrat diyetleri uygulanan, epilepsi ya da doğuştan gelen bozukluklara sahip çocuklarda karşılaşılmıştır (20).

Pankreatit

İnsülin direnci olan ya da açlık kan şekeri problemi olan hastalarda, trigliserit oranları yüksektir. Trigliseritlerin yükselmesi ise, pankreatitin temel nedenlerinden biridir. Ketojenik diyetler, trigliseritleri düşürür. Eğer kişiler diyetlerini gerektiği gibi uygulamazlarsa, trigliserit oranında gerçekleşebilecek olan oynamalar pankreatit riski yaratabilir.

Uzun QT sendromu ya da aritmi

Uzun QT sendromu ve anormal kalp ritminin birbirinden farklı pek çok sebebi bulunmaktadır (21). Açlık, hızlı kilo kaybı ve sıvı protein diyetleri, kalpteki iletim sinyallerinin gecikmesine neden olabilir. Herhangi bir diyete başlamayı düşünen kişilerin EKG çektirmesi ve uzun QT sendromu riskinin araştırılmasında fayda vardır.

Kardiyomiyopati

Uzun QT sendromu, kardiyomiyopatiye neden olabilir. Uzun QT sendromunu tetikleyebilecek olan herhangi bir diyetin kardiyomiyopatiye neden olma riski vardır. Dolayısıyla uyguladığınız ya da uygulayacağınız diyet ne olursa olsun, EKG çektirmenizde fayda vardır (22).

Lipid ve kolesterol değişiklikleri

Ketojenik diyetler trigliserit ve HDL seviyeleri üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Ketojenik diyetler uygulanırken trigliserit oranlarının yükselmesi, karbonhidrat seviyesinin aşılması ya da yapay tatlandırıcılar kullanımıyla gerçekleşebilir. Diyetler uygulanırken kolesterol seviyesi genellikle yükselir, ne var ki bu durum LDL yani kötü huylu kolesterol partiküllerinin boyutlarında meydana gelen değişikliklerden kaynaklanır.

Miyokard enfarktüsü / Kalp krizi

Ketojenik diyetlerin kalp krizi riskini arttırdığı inanışı doğru değildir; aksine ketojenik diyetlerin vücuttaki olumlu etkilerinin kalp krizi riskini azalttığı pek çok araştırmayla desteklenmektedir (23).

Menstrual düzensizlikler ya da adet görememe

Protein ya da başka bir temel besin kaynağının az olduğu herhangi bir diyetin öncelikli etkilerinin menstrual döngü ve büyüme üzerinde görüldüğü bilinen bir gerçektir. Ketojenik diyetler ya da düşük karbonhidrat diyetlerinde bu durum, yalnızca kişilerin yeterli protein almaması ya da gerçek gıdalarla beslenmemesi durumunda gerçekleşir. Ketojenik diyetler, menstrual döngünün düzenlenmesinde olumlu rol oynayabilmekle birlikte, ketojenik diyetler hamile beslenmesinde de önemli yer tutar.

Ölüm

Ketojenik diyetler uygulanırken karşılaşılan ölüm vakalarının tamamı, epilepsi hastası çocuklarla yapılan araştırmalar sırasında kaydedilmiştir. Bu araştırmalar, selenyum eksikliğinde uzun QT sendromunun kardiyomiyopatiye yol açtığı bilgisine ulaşılmasını sağlamıştır. Araştırmalarda kullanılan ketojenik takviyelere selenyum eklenmesiyle bu durum çözülmüştür (24, 25, 26, 27). Gerçek gıdalarla sürdürülen bir ketojenik diyette ve yetişkinlerde bu durumla karşılaşılmamıştır.

 

Bu yazı Docmuscles web sitesinde yer alan Much Ado About Ketosis: Are The Adverse Effects Really That Adverse? başlıklı yazıdan çevrilmiştir.

Habit E-Bülten'e Üye Olun!

Haftalık faydalı bilgiler email adresine gelsin...

İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir